Kayıtlar

Karaya Vuran Bir Balığın Uyanışı: Kendim Olmayı Seçmek

 Nasıl hissediyorum biliyor musun? Bir balık gibi... Kocaman bir denizin içinde özgürce yüzerken, bir gün beni alıp dar bir göle atmışlar, sonra da öylece karaya bırakmışlar gibi. Çırpınıyorum; hayatta kalabilmek, nefes alabilmek, bir damla su bulabilmek için çırpınıyorum. Hayatım hep kendimi kabul ettirme, kendimi sevdirme içgüdüsüyle ilerledi. Gördüğüm her sevgi kırıntısı, her ilgi için sanki canımı verebilecek kadar kafayı sıyırmıştım. Şu hayattan en çok istediğim şey sadece mutlu olabilmek, o saf huzuru tadabilmekti. Aslında sadece içimdeki o çocuk olarak kalabilmekti... Ama önce elimdeki o renkli balonu patlattılar; sonra da beni alıp bir fanusun içine, yapayalnız koydular. Hayallerim vardı, umutlarım vardı. Her gün evime giren o taze ekmek kokusunu içime çekme isteğim vardı. Ama günün sonunda kendimi, o koca evin içinde tek başıma yemek yerken buldum. Ben tek başıma yemek yemeyi sevmezdim ki... Yemeyi bıraktım bu yüzden. Gece sohbetlerini severdim; balkonda bir başıma otururk...

Duvarların Arkasından Dünyaya Bakmak: İnsan Bir Daha Nasıl Güvenir?

 Evdeki tüm sesler çekildiğinde, hani o gündüz kurguladığım "her şeyi halleden, güçlü, yıkılmaz" kadın rolünün perdesi kapandığında, odanın ortasında sadece ben ve o devasa sessizlik kalıyor. Oğlum odasında derin bir uykuda, bense elimdeki soğuyan kahve bardağına bakarken içimdeki o gitgide ağırlaşan, o kapkara soruyla baş başayım: Ben bir daha birine gerçekten güvenebilir miyim? Cevabı bilmek istemiyorum, çünkü dürüst olmak gerekirse şu anki cevabım koca bir "hayır". Öyle bir kırılıyor ki insan, sadece bir evlilik, bir ilişki bitmiyor; sanki geleceğe dair inanabileceğin ne varsa hepsi o enkazın altında kalıyor. Hayatına birini almak fikri bile şu an mideme bir taş gibi oturuyor, içimi ürpertiyor. Çünkü güvenmek demek; gardını düşürmek, kalbinin anahtarını teslim etmek ve en zayıf yerini birinin önüne sermek demek. Bir kez o zayıf yerinden vurulunca, insan bir daha o kapıyı aralamaya bile korkuyor. "Ya yine aynı döngüye girersem? Ya yine yanılırsam? Ya bu sefer...

Gökkuşağını Sel Almış Bir Ruhun Yeniden Doğuşu: 29’a Ramak Kala.

 Bundan seneler önce, hayatın fırtınalarına karşı henüz bugünkü kadar bilenmemişken bir blog yazısı yazmış ve şöyle bitirmiştim: “Her yağmurun, felaketin ardından gökkuşağı çıkar.” Ne kadar naif, ne kadar umut dolu bir cümleydi. O zamanlar fırtınanın sadece ıslattığını sanıyordum; her şeyi yutup götürebileceğini henüz deneyimlememiştim. Sonra bir gün, o büyük felaket kapımı çaldı. Aylarca süren, dinmek bilmeyen bir yağmurun ortasında kaldım. Öyle bir yağmur ki, sadece günüme gölge düşürmedi; evimi, yurdumu, içimde inşa ettiğim ne varsa sel oldu, aldı götürdü. Ben o selin sularında sürüklenirken, bir başkasıyla "bir" olabilmek, bir şeyleri kurtarabilmek için kendimden ne kadar ödün verdiğimi fark etmedim bile. Kendimden vazgeçe vazgeçe, en sonunda tamamen unutmuşum kendimi. Küçücük bir balonla çocuk gibi mutlu olan o kadın, meğer elindeki balonu çoktan gökyüzüne salmış, arkasından bakakalmış... İçime kapanmışım, kendimi dünyadan saklamışım. Ama bugün... Bugün içimde bambaşka b...

Adımın Hafızası: Bir Soyadı, Bir Kadın ve Yeniden Aylin Batur Olmak

 Kadim bir inanış der ki; doğduğumuz an kulağımıza fısıldanan isim ve bize miras kalan soyisim, sadece kimliğimizdeki bir ibareden ibaret değildir. Onlar, bu dünyada yürüyeceğimiz yolun haritasını, karakterimizin kodlarını taşırlar. Seslerin bir enerjisi, harflerin ruhumuza fısıldadığı bir kader vardır. Ben bu dünyaya Aylin Batur olarak geldim. Neşeli, parlayan, kendi sınırları içinde özgürce nefes alan o kız çocuğuydum. Sonra hayatın akışı değişti. 25’li yaşlarımın başında, hayatıma başka bir soyadı eklendi. O günlerde bunun sadece resmi bir prosedür olduğunu sanıyordum; oysa o yeni soyadıyla birlikte üzerime bambaşka, ağır bir zırh geçirmişim. O soyadının getirdiği sorumluluklar, beklentiler ve yükler beni yavaş yavaş değişmeye zorladı. Sanki benliğim, o yabancı harflerin arasında sıkışıp kaldı, görünmez oldu. Kendimi tanıyamadığım, her aynaya baktığımda "Bu yabancı kadın kim?" dediğim bir sürecin içinde buldum kendimi. Başkalarının dünyasında "bir" olmaya çalışı...

Hayatın Akışına Güven.

Hafiflerim zannetmiştim ama sandığım gibi olmadı. Şimdi daha çok yük binmiş gibi hissediyorum üzerime. Hayatın akışına güven derken, bu süreçte en çok Evren’in varlığına sarıldığımı fark ettim. Onun gülümsemesi, sarılması her sabah uyandığımda bana bir umut veriyor. Zorlayıcı adımlar attığımda, herşeyi ondan aldığım sevgiyle dengelemeye çalışıyorum. Her ne kadar bu belirsizlik beni zaman zaman yorsa da, Evren’in masum bakışlarında, her adımda bir anlam buluyorum. Bu süreç bitene kadar sabırla bekleyeceğim, çünkü biliyorum ki, bir gün geriye baktığımda bu yolculuk, beni daha güçlü, daha olgun biri haline getirecek. Zaman geçtikçe, kendimi daha iyi tanıyacağım, kendimi daha iyi bileceğim ve Evren’e daha güvenli, daha dengeli bir ortam sağlayacağım. Bu süreç, belkide kendi gücümü, kendi iç huzurumu inşa etme yolculuğum olacak ve bu yolculukta korkacağım, endişelerim olacak, belki yıkılacağım, dibe vuracağım ama her seferinde yeniden ayağa kalkacağım. Çünkü biliyorum ki, bu zorluklar beni,...

Yeniden Başlıyoruz..

Hayatının hiç tepetaklak olduğunu hissettin mi? Bir sabah uyandığında aynı kişi olmadığını fark ettiğin oldu mu? Aynı ev, aynı duvarlar, aynı eşyalar... ama sen artık aynı sen değilsindir. Çünkü bazı geceler insanı sessizce değiştirir. Bazı kırgınlıklar bağırmaz, sadece içinden bir şeyleri alıp götürür. Ben son zamanlarda şunu öğrendim: İnsan en çok, her şey dağıldığında kendini tanıyor. Düzen sandığın şey bozulduğunda, aslında ne kadar güçlü olduğunu görüyorsun. Ağlarken bile ayakta kalabildiğini, korkarken bile devam edebildiğini, kimse alkışlamasa da yeniden başlayabileceğini fark ediyorsun. Bazen hayatı kurtarmaya çalışırken kendimizi kaybediyoruz. Her şeyi düzeltmeye uğraşırken içimizdeki sesi susturuyoruz. Sonra bir gün aynaya bakıp soruyoruz: "Ben ne zaman bu kadar yoruldum?" Ama yorulmak yenilmek değilmiş. Yorulmak, uzun süre savaş vermiş insanların haliymiş. Ve bazı savaşlar kazanılmak için değil, bitirilmek için verilirmiş. Şimdi yeniden öğreniyorum. Kendim için kar...