Duvarların Arkasından Dünyaya Bakmak: İnsan Bir Daha Nasıl Güvenir?

 Evdeki tüm sesler çekildiğinde, hani o gündüz kurguladığım "her şeyi halleden, güçlü, yıkılmaz" kadın rolünün perdesi kapandığında, odanın ortasında sadece ben ve o devasa sessizlik kalıyor. Oğlum odasında derin bir uykuda, bense elimdeki soğuyan kahve bardağına bakarken içimdeki o gitgide ağırlaşan, o kapkara soruyla baş başayım: Ben bir daha birine gerçekten güvenebilir miyim?

Cevabı bilmek istemiyorum, çünkü dürüst olmak gerekirse şu anki cevabım koca bir "hayır".

Öyle bir kırılıyor ki insan, sadece bir evlilik, bir ilişki bitmiyor; sanki geleceğe dair inanabileceğin ne varsa hepsi o enkazın altında kalıyor. Hayatına birini almak fikri bile şu an mideme bir taş gibi oturuyor, içimi ürpertiyor. Çünkü güvenmek demek; gardını düşürmek, kalbinin anahtarını teslim etmek ve en zayıf yerini birinin önüne sermek demek. Bir kez o zayıf yerinden vurulunca, insan bir daha o kapıyı aralamaya bile korkuyor. "Ya yine aynı döngüye girersem? Ya yine yanılırsam? Ya bu sefer tamamen yıkılırsam?"

Üstelik artık sadece kendimden de sorumlu değilim. Arkamda gözünün içine baktığım, dünyadaki her şeyden sakınmaya çalıştığım bir oğlum var. O yüzden korkum iki katı, duvarlarım iki kat daha kalın. Kendimi korumak bir şekilde öğreniliyor da, onu koruma içgüdüsü insanı tamamen dış dünyaya kapatabiliyor. İçeride iki kişilik güvenli, küçük ama fazlasıyla izole bir dünya kuruyorsun. Dışarıdan bakınca "toparlanmış" görünüyorsun belki ama aslında yaptığın tek şey, yeni bir darbe almamak için kalbini buz kalıbına koyup dondurmak.

Biliyorum, etrafta herkes hep bir ağızdan "Zamanla geçer, yine seversin, hayat devam ediyor" diye o içi boş, pembe tesellileri fırlatıp duruyor. Ama o kırılan yerin sızısını çeken bilir. Güven korkusu öyle bir şey ki, bir virüs gibi ruhunun her köşesine yayılıyor. Birinin attığı samimi bir mesaj, güzel bir söz bile sende hemen bir savunma mekanizmasını devreye sokuyor: "Acaba arkasında ne var? Acaba ne zaman canımı yakacak?" Şüphe, en yakın arkadaşın oluyor.

Şu an bir şeyleri düzeltmeye, zorla umutlu olmaya, "bakın ben çok iyiyim" demeye gücüm yok. Belki de bir süre bu griliğin içinde kalmam gerekiyor. Bu güvensizlikle, bu korkuyla, bu yorgunlukla yüzleşmeden, o kırıkları aceleyle yapıştırmaya çalışmak sadece daha büyük çatlaklara yol açıyor.

Eğer sen de şu an bu satırları okurken o duvarların arkasından dışarıyı izliyorsan, birinin seni şifalandırmasını bekleme lüksün yoksa ve kalbin buz tuttuysa... Bil ki yalnız değilsin. Bugün de her şeye pembe bakmayalım. Bugün de sadece yorgun olduğumuzu, korktuğumuzu ve bir daha o riski almaya hiç niyetimiz olmadığını itiraf edelim kendimize.

Çünkü bazen sadece "iyi değilim ve uzun süre de iyi olamayacağım" demek bile, sahte bir gülümsemeden daha hafif hissettiriyor.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yeniden Başlıyoruz..

Hayatın Akışına Güven.